İsrail’in Batı Emperyalizmine İhtiyacı
İsrail’in Batı Emperyalizmine İhtiyacı
Anti-emperyalist hareketlere karşı sömürgeci güçlerin desteklenmesi, İsrailliler açısından yalnızca politik bir strateji değil, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik bir dünya görüşüydü. İsrail, içinde yaşadığı “Üçüncü Dünya”ya nefret ve endişe ile bakıyor, bu dünyayı asırlardır sömürmüş olanları ise doğal bir müttefik olarak görüyordu. Bu bakış açısı, aslında henüz İsrail kurulmadan bile Siyonist liderlerin zihnine egemendi. Sağ-kanat Siyonizmin kurucusu ve lideri Vladimir Jabotinsky, şöyle demişti:
![]() Nasır halkının arasında dolaşırken |
Siyonizmin esas amacı tüm Akdeniz’i Avrupa ellerinde tutmaktır… Bu durumda, örneğin Suriye’nin bağımsızlığı söz konusu bile olamaz… Bu konu Fransa, İtalya ve İngiltere tarafından anlayışla karşılanacaktır, çünkü kendi koloni imparatorluklarının korunmasına yöneliktir… Biz her türlü Doğu-Batı çatışmasında Batı’dan yana oluruz… Biz bugün bu kültürün en sadık ve önde gelen taşıyıcılarıyız. İngiliz İmparatorluğunun yayılması bizim İngilizlerden bile daha çok işimize gelir.36
Ben-Gurion ise, aynı mantığı koruyarak Ocak 1957′de şöyle diyordu: “Bizim varlığımız ve güvenliğimiz açısından, bir Avrupa ülkesinin dostluğu tüm Asya insanlarının görüşlerinden daha önemlidir.”37 İsrailli gazeteci A. Schweitzer ise Moşe Dayan’ın “vizyonunu” şöyle özetliyordu: “Ona göre, Yahudi halkının bir görevi vardır, özellikle de İsrailli olanların. İsrail, dünyanın bu yanında, Nasır’ın Arap milliyetçiliğinin başlattığı akımlara karşı Batı’nın bir uzantısı olarak kaya gibi sert olmalıdır.”38
Nitekim Nasır kısa süre içinde ABD ve İngiltere ile sürdürdüğü sıcak ilişkileri kesti ve giderek Sovyetler Birliği’ne yanaştı. Bu durum, “sömürgeciler” ile İsrail’i fazla zaman geçmeden müttefik haline getirdi. İsrail’in, Nasır’ın 1956 yılında Süveyş Kanalı’nın millileştirme girişiminin ardından İngiltere ve Fransa ile birlikte düzenlediği askeri saldırı, “sömürgecilerle ittifak” stratejisinin fiiliyata geçmiş haliydi.
“Sömürgecilerle ittifak” stratejisinin en somut ve verimli sonucu ise, 1950′li ve 60′lı yıllarda İsrail ile Fransa arasında kurulan iş birliği oldu.






