Çevre Stratejisine Genel Bir Bakış
Çevre Stratejisine Genel Bir Bakış
![]() Selahaddin Eyyubi |
Baştan beri incelediğimiz tüm bu İsrail-İran ve İsrail-Etiyopya ilişkileri, Yahudi devletinin çevre stratejisinin 1960′lı ve 70′li yıllarda gayet iyi işlediğini gösteriyordu. Ama bu strateji, İsrail’in “bekası” için yine de yeterli değildi.
İşte bu nedenle Yahudi devleti, “beka stratejisini” yalnızca söz konusu çevre stratejisi ile sınırlandırmadı. Aksine, çevre stratejisi, “beka stratejisi”nin yalnızca bir parçasıydı. Çünkü çevre stratejisi, yalnızca Arap dünyasının kuşatılmasını öngörüyordu. Fakat İsrail, Ortadoğu’da “baki” kalabilmek için, Arap dünyasının bizzat kendisini de hedeflemesi, bölgeyi bir şekilde düzenlemesi gerektiğini düşünüyordu.
![]() |
Haçlı seferlerinin tarihsel tecrübesi bu noktada bir kez daha Yahudi devletine yol gösterdi. Haçlılar, Ortadoğu’daki Müslümanlar birbirleri ile çekiştikleri, parçalanmış olarak kaldıkları sürece varlıklarını korumuşlar, Müslümanlar Selahaddin Eyyubi önderliğinde birleştiklerinde ise bozguna uğramışlardı. Dolayısıyla Yahudi devleti, muhtemel bir “Hıttin”den sakınmak için, kendisini çevreleyen Müslüman-Arap dünyasının birleşmesini kesinlikle engellemesi gerektiğini düşünüyordu. Dahası, Pax Ottomana’nın sonundan beridir bölünmüş halde olan o dünyayı, mümkün olduğunca daha da bölmesi, daha da küçük parçalara ayırması gerektiğini hesaplıyordu. İsrailli stratejistlere göre, Arap ülkeleri, bir tür İslami ya da Pan-Arabik bir “Enternasyonal” altında birleşmek bir yana, kendi mevcut “ulusal” birliklerini bile koruyamamalı, daha küçük parçalar oluşturacak şekilde dağılmalı, parçalara ayrılmalıydılar.
Kısacası, İsrail, siyaset sanatının en eski yöntemlerinden biri olan divide et impera (böl ve yönet) düsturunu Ortadoğu’ya uyarlamak istiyordu. İsrailliler, bunun, Ortadoğu’yu kendileri açısından güvenlikli kılabilecek olan yegane uzun vadeli düzenleme olduğunu düşündüler.
İsrail’in söz konusu stratejisine geçmeden önce, önemli bir gerçeği tekrar hatırlatmak gerekir: İsrail’in tüm varlığını savaşa endeksleyen bu strateji, gerçekte yanlıştır. İsrail, Arap ülkeleri ile savaşmadan, onları parçalamaya veya istikrarsızlığa sürüklemeye çalışmadan da Ortadoğu’da varlığını sürdürebilir. Bunun sırrı, barıştır. Eğer adil, gerçek ve kalıcı bir barış kurulursa, bu hem İsrailli Yahudiler hem de Araplar için en iyi çözüm olacaktır. Allah’a ve O’nun peygamberlerine inanan Kitap Ehli Yahudiler ile Müslümanlar, tarihte olduğu gibi, yine Ortadoğu’da barış ve hoşgörü içinde yaşayabileceklerdir. Ancak İsrail barışı değil savaşı tercih etmiş ve bu nedenle de hem Ortadoğu’daki Müslüman halklara hem de kendi halkına büyük acılar yaşatmıştır. İsrail’in bundan vazgeçmesi -ve sivil İsraillileri bombalayacak kadar koyu bir düşmanlığa bürünmüş olan bazı radikal Arapların da çatışmadan vazgeçmeleri- durumunda, umulur ki Ortadoğu’da her üç dinin inananlarına huzur getirecek bir barış kurulabilecektir.







