Maras-Gazze Omuz Omuza

“Maraşın Savunması Gazze den Başlıyor”
  • Ana Sayfa
  • Filistin
    • Gazzede Son Durum
    • İsrail bugünlere nasıl geldi
    • Gazze’de Görgü Tanıklığı: Dün Ve Yarın
    • Zulüm İklimi Çocukları
    • Şehitler Kervanı
    • İsrail Vahşeti
      • İsrailin Dünya Egemenliği Politikası
      • İsrail’in Batı Emperyalizmine İhtiyacı
      • İsrail-Fransa İttifakı ve Cezayir’in Bağımsızlığı
      • İsrail’in Dostu Olan Ortadoğu Kralları
      • İsrail’in Arap Dünyasını Çevreleme Stratejisi
      • İsrail ve İran Şahı Arasındaki Kanlı İttifak
      • Çevre Stratejisine Genel Bir Bakış
      • İsrail ve Etiyopya’nın “Anti-İslami” İttifakı
      • İsrail’in Ortadoğu Ülkelerini Parçalama Stratejisi
      • Lübnan ve Suriye’nin Parçalanması Planı
      • Irak’ın Parçalanması Planı
      • İsrail’in Mısır, Sudan, Ürdün ve Körfez Ülkeleri Üzerindeki Hesapları
      • Parçalama Stratejisinin Geçerliliği
      • Lübnan İç Savaşında İsrail’in Rolü
      • Yemen ve Umman İç Savaşlarında İsrail’in Rolü
      • İsrail ve Sudan İç Savaşı
      • İsrail ve Çad İç Savaşı
      • İsrail’in Azınlıkları Kışkırtma Stratejisi
  • Maraş
    • Kardeş Maraş
    • Maraştan Gazzeye Selam
  • Hadisler
    • Kütübü Sitte
      • Kıyamet Hakkında
      • Kıyametin Önemli Alametleri
      • Yahudilerin Sonu
      • Genel Hadisler
    • Riyazü’s Salihin
    • Ramuz-ul Ehadis
  • Foto Galeri
  • Video Arşivi
    • Mazlumun Gözyaşları
  • Anketler
  • Iletisim
    • Hakkında
  • O Gün
    • Siyah Bayraklılar

Gazze’de Görgü Tanıklığı: Dün Ve Yarın

Ewa-JASIEWICZEwa JASİEWİCZ

“Ağaçlar gibiyiz, köklerimiz var, azar azar büyümemize müsaade ediyorlar, büyüdüğümüzde de kesiyorlar. Fakat bize ne atarlarsa atsınlar, bize ne yaparlarsa yapsınlar, biz hala buradayız ve burada olmaya devam edeceğiz.” Om Bassim, Cebaliye Kampı, Ocak 2009

“Yurdumuz”
Bu savaşın başlangıcında, bombalar ilk kez şiddetle yağmaya başladığında, bir divan üzerinde yattığımı anımsıyorum. Gece geç vakitti, neresiydi tam hatırlamıyorum, belki Beit Hanoun Hastanesi belki de Beit Lahiya. Uykuya daldığımda, patlamaları, gümbürtüleri, bazıları yakın bazıları uzak, kimi batıdan kimi doğudan, ardı ardına duyabiliyordum. Yarı açık bilincimde, hepsinin benim evime, yurduma düştüğünü hissettim. Bombalar farklı odalarda, yukarıda, aşağıda, yan tarafta, altımda, üstümde patlıyordu. Korkmuyordum, hissettiğim yakınlıktı, birlikte bir kenetlenişti. Belki Gazze’nin hapsedilmiş bir alan, duvarla çevrili bir kamp ve küçük-sık örgülü bir mahpushane olmasının sonucuydu ancak ailelerin her parçada, her köşede, her odada, güneyden kuzeye bir akraba topluluğuymuş gibi yaşadığı bu evde, bu yurtta, her patlama ve her katliam keskin bir şekilde, sanki birinin ailesine ve evine oluyormuş gibi yakın hissediliyordu.
Savaş her evde hissedildi ve duyuldu. Bazı evleri istilaya uğrattı, askerler insanların evlerini işgal ve imha etti, tank mermileri, yanan beyaz fosfor ve buldozerler evleri dümdüz etti, bazıları evlerinin altında kaldı, bazılarına evleri mezar olmaya hala devam ediyor. Bu yurt şimdi nerede? Birleşmiş Milletler’e göre 50 bin kişi evsiz. Çadırlarda, sınıflarda, akrabaların evlerinin kalabalık odalarında, üzerine muşamba çekilmiş çatısız evlerinin altında yaşayanlar hala ayakta. Eğer bombardıman ve saldırılar yeniden başlarsa, burası hala Gazze’nin halkına yurt olmayı sürdürecek, her bomba ve her isabet keskin şekilde hissedilecek, her bir topluluk ve her bir aile tarafından omuzlanacak.
Cebaliye’den arkadaşım 9 çocuk annesi Om Bassim, dün bana sakince açıkladı: “Bizi abluka altına alıyorlar, elektriğimizi kesiyorlar, tamam, buna katlanırız; gazımızı, unumuzu, yiyeceğimizi alıyorlar, ona da tamam, dayanırız; içeceğimiz suyu alıyorlar, varsın alsınlar. Ve çocuklarımız, bir anne oğlunu büyütür, onu büyütmek dışında hiçbir şeye bakmaz ve ardından onu alırlar ve buna da dayanırız. Tüm hayatımızı, çalışmakla, biriktirmekle, kendimiz, oğullarımız ve torunlarımız için evlerimizi inşa etmekle geçiririz. Sonrasında onu yıkarlar, bombayla dümdüz ederler, katlanırız. Bizler ağaçlar gibiyiz, köklerimiz var, büyümemize izin veriyorlar, azar azar ve sonra büyüdüğümüzde bizi kesiyorlar. Fakat bize ne atarlarsa atsınlar, ne yaparlarsa yapsınlar, biz hala buradayız ve burada olmaya devam edeceğiz, bize yapacakları her şeye dayanırız. Allah büyük. Allah büyüktür. Allah’a bunun için şükürler olsun. Biz sabredenlerdeniz”. Arkasından da gülümsüyor.

Ölüm Bölgesi’ne Doğru

Pazar sabahı erken bir çağrı aldık. Nihayet artık İsrailli birliklerin son 3 haftadır işgali altındaki kapalı askeri bölgelere girmek için “koordinasyona” sahibiz. Buralar, Kızıl Haç ve BM ambülâns ekiplerine ateş açıldığı ve girmeye çalışan kurtarma ekiplerinin öldürüldüğü “askeri bölgeler”.

Bu “kapalı bölgeler”, bu kör ve ölü noktalar: Towam, Zeytun, Atatra, Ezbit Abed Rabbu ve Toffah. Buralar, okullar, dükkânlar ve önlerinde insanların plastik sandalyelerde oturup çay içtiği tespih çektiği, mavi denize baktığı evlerin olduğu mahalleler, portakal ve çilek bahçesi sahibi ahalini yeri. Hepsi tecrit edilmiş. Kızılay’dan sağlık ekipleri buralardan sırasıyla afallamış ve bitkin halde dönüyor. Atatra’dan elinde beyaz bayrakla başından vurulan yaşlı bir adam, tankların çiğnediği tanımlanamayan bedenler ve o ünlü, kırmızı, yarı yenmiş kız. Sağlık ekiplerine göre 1,5 yaşındaki Şahit Ebu Halim, ölmesi için bırakılmış ve yarısı köpekler tarafından yenmiş. Cebaliye’deki Kemal Odwan hastanesine getirildiğinde onu gören herkes için bir dehşet işaretine dönüşerek…
Birçok sefer ambülânslarımız, ailelerin esir edildiği, keskin nişancıların onları rehine olarak tuttuğu, komşuların ve sevdiklerinin izlediği fakat gidemedikleri bedenlerin caddelerde yattığı bu ölü bölgeleri sıyırıp geçti. Arada sırada dış sınırda, insansız keşif hava araçlarının attığı füzelerle ezilmiş bedenleri toplayabildik. Sağlık Bakanlığı ambülânslarıyla Karama’ya (Asalet) gittik. Sağlık ekipleri burada iki adam bulduklarını rapor etti. Tedavi edilebilir yaralarından akan kan nedeniyle asil olmayan bir ölüme yürüyen iki adam. Erişilemeyen.
Bu bölgeler, çıkmaya çalışan sivillerin vurularak öldürüldüğü yerler. Bazıları Atatra’dan 40 yaşındaki İbtisam Ahmet Kanoon gibi ellerinde beyaz bayraklar varken vuruldu. Akrabaları onu saat 2.00’de alana kadar 11.30’dan itibaren orada yattı. Kocası, oğlu ve annesi onunla birlikte yürüyormuş. Oğlu 23 yaşındaki Muhammed Bassam Muhammed el-Kanoora, başından şarapnelle ve 60 yaşındaki Muhammed Ahmet el Kanoora’da sırtından yaralı.
Tıpkı, İzbet Abat Rabbu’dan 64 yaşındaki Musbah Eyüp gibi, Bacaklarına aldığı şarapnel yaraları nedeniyle kan kaybından öldü. Ailesi 3 gün boyunca Kızıl Ay ve Kızıl Haç’ı beyhude aradı.
Tıpkı, ailesi için içilecek su almaya gittiğinde tank şarapneliyle vurulan Zeytun’dan 21 yaşındaki Wael Yusuf Ebu Jerahd gibi. Orada ölmeden önce 4 saat kaldı, ailesi yardım istedi, İsrail işgal kuvvetlerine tahliyesi için yalvardı. Bunun yerine İsrail kuvvetleri Libya Kızıl Ayı cipiyle onu almaya gelen iki sağlık görevlisini öldürdü. Evi işgal ederek, tüm 12 kişilik aileyi, ölü oğullarıyla birlikte küçük bir mutfakta esir aldı, tam 3 gün boyunca. Ailenin nihayetinde ayrılmasına izin verildiğinde, ailenin iki üyesi bir kilometre boyunca oğulları Wael’i ve annesini taşıdı. Şeker hastası 64 yaşındaki anne, oğlunun katledilmesi ve İsrailli askerler onun evinden ateş ederken oğlunun ölüsüyle geçirdiği gece ve gündüzden dolayı girdiği sinir krizinden artık bacakları taşımıyordu.
 İsrailli güçlerinin ambülânsları almalarına izin vermediği için kanamadan ölenlerin ve onların ölümlerini seyretmek ve onların ölü bedenleriyle yaşamak zorunda kalan ailelerin hikâyeleri, Gazze Şeridi’nin her yerinde dolaşıyor. Ambülânslar sonunda bu bölgelerin bazılarına girdiklerinde, çaresiz ve yüzüstü bırakılmış akrabalar tarafından taşlanıyor. Bu bir savaş suçudur, Cenevre Konvansiyonları’na göre yaralıları almaya çalışan acil yardım ekiplerini hedef almak ya da geçişlerine izin vermemek bir savaş suçudur.

Yürüyen hayat

Şafak sökerken başardık, Atatra’ya yakın Towam’a ulaştık. Beyaz fosfor dumanın pusuyla karışık çisenti, gözlerimiz üzerinde gri bir tülbent gibi. Üzerimizde, şaşırtıcı ve heybetli bir gökkuşağı uçuyor, geniş ve mükemmel. Cebaliye’nin kırık gri caddeleri ve yeni bombalanmış içi caddeye dökülmüş Taha Camisi, kırık dişler gibi evler, düşmüş gerilim hatları ile patlamış ve kararmış apartman blokları üzerinde yay çiziyor. Etrafımızda her şey gri ancak kafayı kaldırdığımız da karşımıza rengârenk bir güzellik çıkıyor.

İlk beden genç bir adama aitti, Nur el Hüda camisi kapılarının dışında yüzükoyun kıvrılmış. Lacivert kazağı şarapnel yaralarından yanık.
Arkamızda bir boş, bir metruk alan var. Sadece günler öncesinde evlerin olduğu bu yerde artık, elbiseler, camlar, kitaplar ve mobilyalarla karışan yıkılmış duvarların çentikleri bulunuyor; bombalanmış ve buldozerle dümdüz edilmiş evler, bir kayıp eşya yumru denizine dönüşmüş. Tüm bunların arasında 87 yaşındaki Meryem Abdül Rahman Şeker Ebu Daher’in kıvrılmış bedeni yatıyor.İlk önce gördüğümüz koluydu, enkazın altında sıkışmış bir battaniye arasından görünen. Onu bir sedyeye almayı başarabildik ve sağlık ekipleri onu götürdüğünde yanında durduğum adam bana, “O benim annemdi” dedi ve ne olduğunu anlattı: “Üç gün önce (15 Ocak) çocuklarımızla ayrıldık ve onu almaya geri geldik ancak ona ulaşamadık, Kızıl Haç’ı aradık fakat onlar da yardım edemediler. Burada her şeyi buldozerlediler, belki 20’den fazla evi. Dönebileceğimizi düşündük, tüm bunları yapacakları aklımıza gelmedi. Üç gün boyunca geri gelemedik, o yüzden nasıl öldü bilmiyoruz, belki de soğuktan öldü. Birkaç saat sonra geri geldik ve uçaklar bize ateş ediyordu, evimizden birkaç metre öteye fakat ateş çok fazlaydı. Eğer askerler gelirse yaşlı olduğu için ona zarar vermezler diye düşündük hatta ona yiyecek verip bakarlar bile diye. Tüm bölgeyi buldozerleyeceklerini düşünmedik.” Dört ölüyü ambülânsa taşıdık. Kızılay gün bitmeden 32’sini daha taşıyacaktı.
Bir insan sırası yavaşça yürüyor, bazıları eşek arabalarıyla, bazıları da motosikletlerle kesekler üzerinde gümbürdüyor. Hepsi evlerine, Atatrah’a, ilk kez geri gidiyor. Atatrah, içinden geçilebilecek kadar büyük delikler olan yeni bombalanmış okulu, yıkılmış camisi ve tepemizde dumanı tüten evleriyle, bir tepe kıyısında kurulmuş, çilek ve hurma bahçeleri ve arkasında kumsalıyla yaşanacak, keyif yapılacak kadar güzel, canlı ve yeşil bir yer. Şimdilerde sakinlerine göre tanımlanamayacak durumda. Sakinler kaybolan evlerle yollarını şaşırıyor, yitik caddeler ve yeni “caddeler” arasında şaşkın durumdalar. Evler arasında buldozerlerle açılmış alanlar, yarısı ayakta binalardaki delikler ve kuma dönüşmüş bir arazi. Sırayı takip ettim. Arkada yürümek, sayısız ölüm töreni için Gazze ve bir bütün olarak Filistin’in çiğnediğim caddelerinin bir hatırlatıcısıydı. Yavaş bir sıraydı, uzun ve nesiller arası bir yürüyüştü; ölüleri, yaşayanları, esirleri için önümüzde yürüyen binlerce sırtın tahliye ardı dönüşüydü, her işgal sonrası tekrarlanan. İsrail askerleri tarafından her geçici mahpushanesindeki her esaretten salıverilmeden sonraki Yürüyüş. İşte Beit Lahiya Lisesi ve bir komşunun evi. Tüm zamanı sırtlayan; acıyı, mahrumiyeti, aşağılanmayı yenmek için zamanın içinde yapılan bu toplu yürüyüş. Bu yürüyüşe eşlik etmek istedim.
 Ufalanmış ve arabaların geçemez olduğu ana caddeden tırmanırken, battaniyeler içerisinde ölülerini taşıyan ve inerken ayaklarını basacak yer bulmaya çalışan 10 kişilik bir grup bize doğru geldi. Tüm günü ölüleri arayarak geçirdik, tüm diğer herkes gibi, diğer bir toplu yürüyüş gibi, “Şehitler nerede? Burada şehit var mı?” diye soran bir toplu arayış gibi ve herkese Arapça İslami başsağlığı ve hüsnüniyet ifadeleriyle “Şükürler olsun iyisiniz”, “Allah verir”, “Allah korur” diyerek. Çürüyen bedenlerin kokularını takip ediyoruz, bazen koku tamamen çürümüş bedenler ya da hayvanlardan geliyor, bir eşek, bir keçi, bir köpek ya da bir at. Toam’dan getirdiğimiz bir adam, 37 yaşındaki Moyuan Ebu Hüseyin bize bir eşek arabası üzerinde ulaştırıldı, kötü şekilde çürümüş ve kanla kaplı bedeni iki battaniye arasında. Ağır plastik ceset torbasını sıkı sıkıya doldurdu.
Ertesi gün, yine, sabah, bedenler yerden, yıkılmış evlerden ve tünellerden çıkarılıyor. Ezbet Abed Rubu’nun tepesinden, sabah erkenden, Sobuh ailesinden, üç adamı, üç savaşçının bedenlerini almaya gittik. Sakinler, onların tünellerinde sıkıştığını söyledi. İşbirlikçiler yerlerini ihbar etmiş ve tünel her iki ucundan üzerlerine yıkılmış. Oksijensizlikten yavaş bir ölümle tünel mezarları olmuş. İşgalci denizi, havayı ve karayı kontrol ettiğinde direniş ne anlama gelir? Yerin altına inmek denen şey tam da budur. Yürüyüş artık sürünmeye dönüşüyor. F16’lar başlarımızın üzerinde uçuyor ve günleri bölmeye devam ediyor, buranın hâkiminin kim olduğunu hatırlatarak. Yerel insanlar onların başlarına ulaştığında koku dayanılmazdı, çalıştıkça ölüm tükürdüler, sonunda adamlar çıkarıldı, anında battaniyelere sarıldı, izleyenlerin, her suçun, her ölümün, her sonranın buradaki şahitleri olan kişilerin gözleri önünde.
Belki yüz kişilik bir grup, sevdiklerinin yanında ambülânslara doluşmaya çabalıyor, beyaz plastik torbalara feryat ederek, ağlayarak, ağıtlar düzerek. Bir oğlan çocuğu, 8 var yok, yaşadıklarıyla yüzüne yaşlılık kazınan, bir adamın sesiyle bağırıyor “Hasbunallahu ven Nime’l Vekil”, “Dönüşümüz Allah’adır ve O ne güzel vekildir”. Fakat İsrail işgal güçlerini, Gazze’de birbiri ardında savaş suçu işleyen askeri ve siyasi liderlerini kim yargılayacak? Bu biz olmalıyız. Vicdanımızı ve insanlığımızı yüklenmeli ve yargımızı eyleme dönüştürmeliyiz.
RSS Yorumlar
RSS Yorumlar
Trackback
Trackback

Leave a Reply

Cevabı iptal etmek için tıklayın.

Videolar

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.

Anket

Türk Askerinin Caydırıcı Gücü Gazzede Barışı Korumalımıdır.

Sonuçları İzle

Loading ... Loading ...
  • Polls Archive

Katagoriler

  • Ahir Zaman (11)
  • Ambargo (280)
  • Araplar (24)
  • Barışın Teminatı (11)
  • Batı Yaka (97)
  • Boykot (7)
  • Çuval Hadisesi (1)
  • Davos Gündemi (3)
  • Direniş (182)
  • Ergenekon (3)
  • Fetih (45)
  • Filistin Toprakları (357)
  • Filistinli esirler (41)
  • Fitne (64)
  • Gazze Yanıyor (289)
  • Gazzede Yaşamak (258)
  • Gazzeden Mektuplar (7)
  • Gazzenin Sevinci (6)
  • Genel (2)
  • Hamas (215)
  • Her Şey Gazze İçin (297)
  • İnsanlık Dramı (327)
  • İslami Cihad (191)
  • İsrail Oyunları (291)
  • İsrailiyat (213)
  • Kardeş Maraş (5)
  • Katliamlar (28)
  • Kudüs (69)
  • Kuran İşaretleri (9)
  • Mehdi Hakkında (1)
  • Mescidi Aksa (56)
  • Mısır Kapısı (41)
  • Önemli Hadisler (9)
  • Ramallah (38)
  • Siyonist İşgalci Zindanları (23)
  • Tekfirci Zihniyet (1)
  • XXXX Cola (2)
  • Yardım gemisi (6)
  • Yardım Kuruluşları (15)
  • Yardımlar (22)

Bağlantılar

  • Ahmet Bulut
  • Anket Merkeziniz
  • Beklenen Mehdi
  • Cemal Nar Hoca Web Sitesi
  • Doğal Enerji
  • Doğal Haber Merkezi
  • Doğal Marketim
  • Doğal Zayıflama
  • Doğru Yayıncılık
  • Ezan Vaktinizi Öğrenin
  • Filistin Haber
  • Güncel Haberler
  • Haber Vakti
  • Hayır Hasenat Vakfı
  • Hilal TV
  • Özgün Konular
  • Vahdet Web Sitesi
  • “Filistindeki Savaş Bitsin Artık ” İmza Kampanyası

Meta Tag

özgürlük konvoyu ümmet İnsanlık Dramı Şehit abbas Ambargo Araplar Batı Yaka Direniş esirler Fetih filistin filistin halkı Filistin Konvoyu filistinli gazze Hamas heniyye işgal işgalci işgal devleti işgal güçleri işgal ordusu ihh insanlık suçu israil konvoy kuşatma Kudüs mısır Mescidi Aksa netanyahu rafah Ramallah saldırı savaş Siyonist siyonist işgal siyonist işgalci siyonistler suriye türkiye Yahudi Yardımlar zulüm

Son Yorumlar

  • Müslüman Coğrafyası için BEKİR
  • Siyah Bayraklılar için metin
  • Siyah Bayraklılar için metin
  • Hakkında için Cem
  • Hakkında için Cem

Son Eklenenler

  • Mescid-i Aksâ’da Neler Oluyor?
  • İşgal Ordusunun Gazze’yi Bombalaması Sonucu Bir Direniş Mücahidi Şehit Oldu
  • Livni: “Filistinlilerle Olan Savaş Çözülmesi Zor Akidevi Bir Savaşa Dönüşebilir”
  • Burhum: “Kudüs’te Yaşananlar Yaklaşan Tehlikeyi Haber Veriyor”
  • El-Eş’al: “Mossad Aynı Anda İki Suç Birden İşledi”

Arşiv

  • Mart 2010 (8)
  • Şubat 2010 (32)
  • Ocak 2010 (32)
  • Aralık 2009 (35)
  • Kasım 2009 (34)
  • Ekim 2009 (23)
  • Eylül 2009 (25)
  • Ağustos 2009 (53)
  • Temmuz 2009 (42)
  • Haziran 2009 (29)
  • Mayıs 2009 (34)
  • Nisan 2009 (36)
  • Mart 2009 (16)
  • Şubat 2009 (33)
  • Ocak 2009 (4)

RSS Maras-Gazze Omuz Omuza

  • Mescid-i Aksâ’da Neler Oluyor?
  • İşgal Ordusunun Gazze’yi Bombalaması Sonucu Bir Direniş Mücahidi Şehit Oldu
  • Livni: “Filistinlilerle Olan Savaş Çözülmesi Zor Akidevi Bir Savaşa Dönüşebilir”
  • Burhum: “Kudüs’te Yaşananlar Yaklaşan Tehlikeyi Haber Veriyor”
  • El-Eş’al: “Mossad Aynı Anda İki Suç Birden İşledi”
  • “Mossad Efsanesi”nin Çöküşü
  • Meşal: “İşgal Devleti Yok Olmaya Doğru Gitmekte ve Zaferin Yolu Direniştir”
  • Filistinli Aile Siyonist İşgal Güçlerinin Katliamından Zor Kurtuldu
  • Filistin’de 4 Yıldır Oynanan Büyük Tezgah
  • El-Mebhuh… Yaşamıyla da Şehadetiyle de İşgalciye Rahat Vermedi

Online Kullanıcılar

  • 7 Users Online

En Çok Kullanılan Tarayıcılar

  • - IE 7
  • - IE 8
  • - Firefox 3
  • - IE 6
  • - Chrome 4

En Çok kullanılan İşletim Sistemleri

  • - WinXP
  • - WinVista
  • - Win2008
  • - Win2008 x64
  • - Win98

Çevrimiçi Ziyaretçiler

  • 03 ziyaretçi çevrimiçi
  • destekleyen WassUp
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox