Gazze’de Görgü Tanıklığı: Dün Ve Yarın
“Ağaçlar gibiyiz, köklerimiz var, azar azar büyümemize müsaade ediyorlar, büyüdüğümüzde de kesiyorlar. Fakat bize ne atarlarsa atsınlar, bize ne yaparlarsa yapsınlar, biz hala buradayız ve burada olmaya devam edeceğiz.” Om Bassim, Cebaliye Kampı, Ocak 2009

Ölüm Bölgesi’ne Doğru
Pazar sabahı erken bir çağrı aldık. Nihayet artık İsrailli birliklerin son 3 haftadır işgali altındaki kapalı askeri bölgelere girmek için “koordinasyona” sahibiz. Buralar, Kızıl Haç ve BM ambülâns ekiplerine ateş açıldığı ve girmeye çalışan kurtarma ekiplerinin öldürüldüğü “askeri bölgeler”.
İsrailli güçlerinin ambülânsları almalarına izin vermediği için kanamadan ölenlerin ve onların ölümlerini seyretmek ve onların ölü bedenleriyle yaşamak zorunda kalan ailelerin hikâyeleri, Gazze Şeridi’nin her yerinde dolaşıyor. Ambülânslar sonunda bu bölgelerin bazılarına girdiklerinde, çaresiz ve yüzüstü bırakılmış akrabalar tarafından taşlanıyor. Bu bir savaş suçudur, Cenevre Konvansiyonları’na göre yaralıları almaya çalışan acil yardım ekiplerini hedef almak ya da geçişlerine izin vermemek bir savaş suçudur.
Yürüyen hayat
Şafak sökerken başardık, Atatra’ya yakın Towam’a ulaştık. Beyaz fosfor dumanın pusuyla karışık çisenti, gözlerimiz üzerinde gri bir tülbent gibi. Üzerimizde, şaşırtıcı ve heybetli bir gökkuşağı uçuyor, geniş ve mükemmel. Cebaliye’nin kırık gri caddeleri ve yeni bombalanmış içi caddeye dökülmüş Taha Camisi, kırık dişler gibi evler, düşmüş gerilim hatları ile patlamış ve kararmış apartman blokları üzerinde yay çiziyor. Etrafımızda her şey gri ancak kafayı kaldırdığımız da karşımıza rengârenk bir güzellik çıkıyor.
Ufalanmış ve arabaların geçemez olduğu ana caddeden tırmanırken, battaniyeler içerisinde ölülerini taşıyan ve inerken ayaklarını basacak yer bulmaya çalışan 10 kişilik bir grup bize doğru geldi. Tüm günü ölüleri arayarak geçirdik, tüm diğer herkes gibi, diğer bir toplu yürüyüş gibi, “Şehitler nerede? Burada şehit var mı?” diye soran bir toplu arayış gibi ve herkese Arapça İslami başsağlığı ve hüsnüniyet ifadeleriyle “Şükürler olsun iyisiniz”, “Allah verir”, “Allah korur” diyerek. Çürüyen bedenlerin kokularını takip ediyoruz, bazen koku tamamen çürümüş bedenler ya da hayvanlardan geliyor, bir eşek, bir keçi, bir köpek ya da bir at. Toam’dan getirdiğimiz bir adam, 37 yaşındaki Moyuan Ebu Hüseyin bize bir eşek arabası üzerinde ulaştırıldı, kötü şekilde çürümüş ve kanla kaplı bedeni iki battaniye arasında. Ağır plastik ceset torbasını sıkı sıkıya doldurdu.





